Ön sıralarda tekerlekli sandalyeli insanlar oturuyor.
Çok sayıda zihinsel engelli de görüyorum.
Durumu ağır olan da, ve hatta hiçbir uzvunu kıpırdatamayan da var.
Biraz sonra başlayacak olan gösteriyi, kendileri
gibi engellilerin dans performansını sabırsızlıkla bekliyorlar. Ancak
salonda sadece onlar yok. Geride bir tribün gibi yükselen sıralarda tek
bir boş koltuk görünmüyor.
Alternatif performansların ve modern sanatların
sergilendiği Trafo gösteri merkezine girer girmez bugünün diğerlerinden
farklı olduğunu hemen anlıyorum.
Performaslarıyla son zamanlarda adından sık sık bahsettiren ArtMan grubu, son eseri olan ParaDogma’yı sergileyecek.
Grup engellilerden ve profesyonel dansçılardan oluşuyor.
Fiziksel ya da zihinsel engeli olan pek çok
üyesi var bu grubun. Ve bu insanlar da aynen, hiç bir engeli olmayan
insanlar gibi dans edeceklerini, kendilerinin de dansın insan hayatına
olan iyileştirici etkisini tadacaklarını haykırıyorlar.
Gerçekten bu olabilir mi?
Bedensel engeli olan, mesela zor yürüyen, hatta hiç yürüyemeyen biri dans edebilir mi?
Müzik ve hareketin uyumundan oluşan dansın tadına varabilir mi?
Ve acaba, onların da adına dans dediği, ama bildiğimiz danslardan farklı olan bu harmoni başkalarının da hoşuna gider mi?
İşte ArtMan grubunun ortaya attığı ağır sorular bunlar.
Performasın adı da bunu vurguluyor: ParaDogma.
Çünkü paradigma değişikliği, dogmalar için de geçerli.
Ve işte biraz sonra şimdiye dek tüm “doğru bildiklerinizi” unutacaksınız.
Çünkü kafanızdaki önyargıların ne kadar kırılgan
olduğunu göreceksiniz, perde açıldığında, sizin de dünyanızda yeni bir
pencere açılacak…
Ve perde açılıyor!
Ayrı bir sahne yok aslında! Performansı
sergileyenler ve seyirciler neredeyse iç içe. Soluk alıp verişlerini
hissediyor, tüm sesleri birebir duyuyorsunuz.
Sahneye, karanlığı bir ışık tüneli gibi aydınlatan projektörün ışığında genç bir kadın ve genç adam giriyor.
Adam tekerlekli sandalyede oturuyor.
Sahnenin ortasında, sahne ışığının tam altında
duruyor, kırılgan vücudu her an düşecekmiş gibi sendeleyerek, tekerlekli
sandalyeyi terk ediyor. Ve ayaklarını sürüyerek, kollarını istemsiz
bir şekilde sallayarak kadına doğru ilerliyor. Her an düşmesinden
korkarak, attığı her adımı nefesinizi tutarak seyrediyorsunuz.
Müzik ve ışık oyunlarıyla birlikte, onların ve
biraz sonra bu performansa dâhil olan diğerlerinin katılımıyla tam bir
şenlik başlıyor!
Engellerin yarattığı eksiklik, engelliye eşlik
eden diğer kişilerin yardımıyla azalıyor. Ancak bu yardım sizde bir
şekilde aktif bir katılım hissi yaratıyor. Çünkü burada yardım eden ve
yardım edilen yok! Herkes bir şeyler alıyor, herkes bir şeyler veriyor.
Bazı bedenlerin eksik olduğunu çok fark
etmiyorsunuz, daha doğrusu buna önem vermiyorsunuz. Burada vurgulanan bu
eksiklikler değil çünkü.
Tanık olduğunuz muhteşem gösteri, müzikle
sarmallaşan bedenler, zor da olsa hareket eden insanlar size, hayatın
tüm eksiklik ve acılara rağmen kabul edilebilmesi için insan ruhunda var
olması gereken ateşin, fiziksel ya da zihinsel engellerle bir
ilişkisinin olmadığını anlatıyor.
Ve sonuçta ortaya çıkan eser size hayatta
istenirse ulaşılabilecek harmoninin, bu muhteşem uyumun, en zor
koşullarda bile elinizi uzatsanız yakalayabileceğiniz mesafede olduğunu
gösteriyor.
Sahnede çello çalan genç bir adam ve harika
sesiyle ona eşlik eden genç bir kadın da performansın bir parçası! Onlar
da dansa katılıyorlar. Şarkıları söyleyen sanatçı da Budapeşte’de
yaşayan Türk sanatçı Tulu İçözü.
Müzik, dans, hareketler ve mimiklerin
oluşturduğu gösteri, şimdiye kadar bilincinize kazınmış olan
önyargıları, ilkbahar güneşinin karları yok etmesi gibi eritiveriyor.
Işıklar yandığında ardı arkası kesilmeyen bir alkış tufanı kopuyor.
Profesyonel ve amatör oyuncuların sevinci görmeye değer.
Ancak ben seyircileri gözlemliyorum daha çok!
Gözlerinde, hayatta hiç karşılaşmadıkları bir
mucizeye tanık olmanın inanılmaz parıltısı ve sımsıcak şükran
duygularıyla karşılarındaki bu cesur insanlara bakıyorlar.
Kendi yüreklerinde de o anda aynı cesareti bulduklarından eminim.
Onlar da artık ilk bakışta sağlıklı görünen
bedenlerinde aslında var olan irili ufaklı onca engeli saklamadan, aynen
kendileri gibi yaşamanın yolunu bulacaklar!
Hayatta mutlu olmanın yolu bu çünkü.
ParaDogma performansında “sözde” engellilerin “sözde engelsizlere” anlattığı gerçek işte bu.
Yani, aslında nasılsan, aynen öyle yaşa. Kendini cesaretle üstlenerek.
http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2014/02/140209_demirkan_engelli.shtml